CYBORG KAZIM VE EVRENSEL İKRAM PROTOKOLÜ
Sanayi sitesinin sabahı, evrenin başka hiçbir yerinde bulunmayan bir sesle başlardı:
“Çaylar fişek beyleeer!”
Bu sesin frekansını ölçseniz, muhtemelen “huzur” diye bir birime denk gelirdi. Ama kimse ölçmüyordu. Çünkü herkesin başka derdi vardı: biri rulman arıyordu, biri kaynak maskesinin camını kırmıştı, biri de hayatını bir daha asla düzene sokamayacağını düşünüyordu.
Cyborg Kazım ise o sabah, “hayatını düzene sokma” işini pratik bir şekilde çözmüştü:
Sağ kolunu (eski bir vinç kumandasıyla çalışan) masaya koydu, sol gözüyle (içinde küçük bir ekran olan) yapılacaklar listesini açtı.
Ekranda şu yazıyordu:
1. Safiye Teyze’ye “kolay gelsin” de.
2. Üç tane simit al.
3. Evrenin kader ayarıyla oynama.
Kazım üçüncü maddeye baktı.
“Bak hele,” dedi kendi kendine, “bunu kim yazdıysa beni tanıyor.”
Tam o sırada, tezgâhın arkasından Safiye Teyze belirdi. Başında yazması, elinde ince belli bir bardak. Çay öyle bir demliydi ki, bakınca geçmiş hayatınızla göz göze geliyordunuz.
“Ula Kazım,” dedi, “senin göz yine ışıldıyor. Hayırdır? Bir şey mi kurcaladın?”
Kazım, “Ben mi?” diye masum bir yüz takındı. Masum yüz takınması kolaydı çünkü yüzünün yarısı zaten titanyum plakaydı ve titanyum, duyguyu iyi saklardı.
Ama Kazım’ın sağ gözündeki ekran, masumiyeti desteklemiyordu. Orada, sanki bir uygulama bildirim gönderiyordu:
GÇR (Galaksiye Çıkış Rehberi):
“Merhaba Kazım! Dün gece ‘Evrensel Ayar Paneli’ne yanlışlıkla giriş yaptınız. Bu normaldir. Endişelenmeyin. Endişelenmek istiyorsanız ayrıca endişelenebilirsiniz de.”
Kazım içinden “Allah Allah” dedi. Yüksek sesle demedi; çünkü sanayi sitesinde “Allah Allah” yüksek sesle denirse, üç kişi “ne oldu?” diye koşar, beş kişi “bende de olmuştu” diye anlatmaya başlar, konu öğlene kadar uzardı.
Kazım simidini ısırdı. Tam o anda gökyüzünde bir şey oldu.
Gökyüzü, normalde mavi olurdu.
O gün, gökyüzü… resmî oldu.
Sanki mavi değil de, devlet dairesi duvarı rengi: “Açık gri—ama umut kırıcı.”
Sonra havada bir yazı belirdi.
“UYARI: GEZEGENİNİZ, PROSEDÜRE AYKIRI TESPİT EDİLMİŞTİR.”
“SİLME İŞLEMİ: 47 DAKİKA 12 SANİYE SONRA BAŞLAYACAKTIR.”
Sanayi sitesinde sessizlik oldu. Bu, çok nadir görülen bir olaydı. Tornacı bile sustu.
Safiye Teyze, yazıya baktı, sonra Kazım’a baktı.
“Kazım,” dedi, “bu senin işine benziyor.”
Kazım, sağ gözünün ekranına baktı. GÇR yeniden konuştu:
GÇR:
“İyi haber: Evren sizi ciddiye aldı.
Kötü haber: Evren sizi ciddiye aldı.”
Kazım ayağa kalktı. Sol kolu “klik” diye bir ses çıkardı; bu ses, karar sesi gibiydi.
“Tamam,” dedi. “Gidip konuşacağız.”
“Kimle?” dedi Safiye Teyze.
Kazım, gökyüzündeki yazıyı işaret etti.
“Bunun müdürü kimse.”
Tam o anda, çay ocağının önünde, havada bir yırtık açıldı. Yırtık, bir kumaş gibi değil, daha çok “zaman ve mekan çok yoruldu da iki dakka osurup rahatlasın” gibisinden açıldı.
Yırtıktan üç varlık çıktı.
İkisi memur gibiydi. Üçüncüsü de memur gibiydi ama daha bir kıdemli.
Önde yürüyenin yakasında isimlik vardı:
Zx-41
Galaktik İade/İtiraz Dairesi
Şube: Gezegen Silme Protokolleri
Zx-41 çevreye baktı. Sanayi sitesini süzdü. Tornayı, kaynakçıyı, çay ocağını… sonra birden kaşları çatıldı.
“Bu bölgede,” dedi metalik bir sesle, “evrensel forma uygun bir karşılama yapılmadı.”
Kazım bir adım attı.
“Hoş geldiniz,” dedi. “Buyurun çay?”
Memur Zx-41 duraksadı.
Sanki beyninin içinde bir hata mesajı çıktı:
“BİLİNMEYEN PROTOKOL: ‘İKRAM’”
“Çay…?” dedi Zx-41.
Safiye Teyze, masaya bir tepsi koydu. Bardaklar dizildi. Lokum da koydu yanına. Bir de nazar boncuğu çıkardı, tepsinin kenarına iliştirdi.
“Evladım,” dedi memura, “yol gelmişsiniz. Aç karna iş yapılmaz.”
Evrenin en sert memuru, bir an için, hiç evrende yaşamamış gibi baktı.
Sonra çayı aldı.
İlk yudumu içtiğinde, gözleri büyüdü.
Çünkü evrenin hiçbir yerinde, çayın bu kadar “niyetli” demlendiğine rastlamamıştı.
Zx-41 boğazını temizledi. “Biz,” dedi, “sizi silmeye geldik. Prosedür bu.”
Kazım başını salladı.
“Prosedürü anlıyorum. Ama bizim de bir usulümüz var.”
“Usul…?” dedi Zx-41.
Kazım masaya eğildi. Sağ gözündeki ekran “yapılacaklar” listesini açtı. Üçüncü madde hâlâ oradaydı: “Evrenin kader ayarıyla oynama.”
Kazım içini çekti.
“Tamam,” dedi dürüstçe. “Dün gece bir şeye dokundum.”
Zx-41 hemen ciddileşti. “Hangi şeye?”
Kazım, “Evrensel Ayar Paneli” dedi.
“Bir de ‘Kader’ sekmesi vardı… Şaka gibi geldi.”
Zx-41’in yanındaki memur, bir tablet çıkardı. Ekranda bir kayıt belirdi:
KULLANICI: Cyborg Kazım
İŞLEM: “Kader Ayarı” – Kaydırma Çubuğu
DEĞİŞİKLİK: %1 “Absürtlük” artışı
SONUÇ: Evrensel bürokrasi taşması, gezegen uyumsuzluğu
Zx-41 Kazım’a baktı.
“Evreni,” dedi, “yüzde bir absürt yaptınız.”
Kazım omuz silkti.
“Biz zaten öyleyiz. Bir tık daha oldu.”
Zx-41, çok ciddi bir ifadeyle, “Bu silme için yeterli” dedi.
Safiye Teyze araya girdi.
“Evladım,” dedi, “siz hiç misafirliğe gitmediniz mi? Silmek de ne demek? Önce bir oturun, konuşun.”
Zx-41’in beynindeki prosedür kitapçığı sayfa çevirdi.
“Misafirlik” diye bir madde yoktu.
Kazım bunu fark etti. GÇR de fark etti:
GÇR:
“Bazen kurtuluş, evrende olmayan bir maddeyi icat etmektir.
Not: ‘Misafirlik’ çok güçlü bir madde. Yan etkileri: Muhabbet.”
Kazım, memurun tabletine eğildi.
“Bak,” dedi. “Sizde ‘itiraz’ var, değil mi?”
Zx-41 başını salladı.
“Var. Ama itiraz için 46 form doldurulur.”
Kazım gülümsedi.
“Bizde,” dedi, “itiraz çayla başlar.”
Zx-41, istemsizce bir yudum daha aldı. Lokumu da ağzına attı.
Evrenin en katı protokolü, lokumla yumuşamaya başlamıştı bile. Bu, bilimsel olarak açıklanamazdı; ama kültürel olarak çok açıklanabilirdi.
Kazım devam etti:
“Dünya’yı silmeyin. Biz size bir şey göstereceğiz.”
“Ne?” dedi Zx-41.
Kazım, tepsinin kenarındaki nazar boncuğunu aldı.
“Bu,” dedi, “bizde ‘kötü niyetin’ sistemde hata vermemesi için kullanılır.”
Zx-41 boncuğa baktı.
“Bu bir güvenlik cihazı mı?”
“Sayılır,” dedi Safiye Teyze. “Takınca için rahat eder evladım.”
Safiye teyze memur emeklisi bir duldu. Sigorta eksperi olduğu için oto sanayiyi severdi, kendine burada bir hayat kurmuş herkesle tez vakitte kaynaşmıştı.
Zx-41, boncuğu eline aldı. Tabletine tuttu. Tablet “tanımsız obje” uyarısı verdi.
Zx-41 birden heyecanlandı. Bürokratlar heyecanlanınca da tehlikeli olur, çünkü heyecanlarını forma dökerler. 2-3 saat kağıt-kürek işi.
“Bu obje,” dedi, “evrensel envanterde yok.”
Kazım başını salladı.
“Aynen. Yani sisteminiz eksik.”
Zx-41 durdu.
Evrenin “mükemmel” olduğu fikri, ilk kez bir çay ocağında sallanıyordu.
“Eğer,” dedi Kazım, “sisteminiz eksikse… prosedürünüz de eksiktir.”
Zx-41’in gözleri kısıldı.
Bu cümle, galaktik bürokrasi için bir depremdi.
“Ne öneriyorsunuz?” dedi.
Kazım, simidini ikiye böldü. Yarısını memura uzattı.
“Yeni bir protokol,” dedi. “İkram Protokolü.”
Zx-41 simidi aldı. Sanki mevcudâtın en mahrem belgelerini imzalıyormuş gibi ciddi bir şekilde ısırdı.
Kazım konuştu:
“Bir gezegene gidince, önce silme tuşuna basılmaz. Önce oturulur. Çay içilir. Niyet anlaşılır. Sonra karar verilir.”
Zx-41, bunu tabletine not aldı.
Başlık attı:
MADDE 1: ‘İKRAM’ İLE BAŞLA
MADDE 2: ‘AYIP OLUR’ RİSK ANALİZİ YAP
MADDE 3: ‘MUHABBET’ ZORUNLU SÜREÇ
Yandaki memur fısıldadı: “Bu… evrensel güvenlik açığı yaratır.”
Zx-41, “Hayır,” dedi. “Bu evrensel güvenlik tamiri.”
Gökyüzündeki geri sayım devam ediyordu: 12 dakika kalmıştı.
Kazım, “Şimdi,” dedi, “silme komutunu iptal edebilir misiniz?”
Zx-41 ciddi ciddi tableti açtı. Parmakları havada gezdi. Sonra durdu.
“Silme komutunu iptal etmek için,” dedi, “üst kurul onayı gerekir.”
Kazım başını salladı.
“Üst kurul nerede?”
Zx-41 gökyüzündeki yırtığı işaret etti.
“Orada.”
Kazım derin nefes aldı.
“Tamam,” dedi. “Gidelim.” Zaten birazdan burası Fringe ajanlarıyla dolar. Mahalleli feriştahıma koyacak…
Safiye Teyze, “Dur,” dedi. “Aç karna üst kurula gidilmez.”
Bir termos çıkardı. Bir paket lokum daha koydu. Bir de küçük bir tabak: “Yolda lazım olur.”
Kazım, termosu aldı.
Evrenin kaderi, bir termos çayla beraber taşınıyordu.
Yırtıktan geçtiler.
Galaktik üst kurul, tahmin edileceği üzere, çok ciddi bir yerdeydi:
Bembeyaz bir salon. Her yer “yetki” kokuyordu. Duvarlarda “FORM 12-B: VAROLUŞ BİLDİRİMİ” gibi tabelalar asılıydı.
Kurul başkanı, yüzü olmayan bir varlıktı. Yüzü olmayınca, mimik de yoktu; mimik olmayınca da empati zordu.
“Dünya,” dedi başkan, “prosedüre aykırı. Silinecek.”
Kazım bir adım attı.
“Sayın başkan,” dedi, “siz hiç çay içtiniz mi?”
Salon buz kesti.
Başkan, “Bu soru,” dedi, “yetki alanım dışında.”
Kazım termosu açtı.
“Yetkinize sokalım,” dedi.
Kıdemli Galaktik Memur Zx-41 araya girdi:
“Kurul üyeleri… Dünya gezegeninde evrensel envanterde olmayan bir protokol tespit ettik: İkram.”
Kurul başkanı, “İkram,” kelimesini sanki bir virüs adı gibi söyledi.
“Tanımsız.”
Kazım, “Tanımsız olabilir,” dedi. “Ama çok etkilidir.”
Bir kurul üyesi, “Nasıl kanıtlayacaksınız?” dedi.
Kazım, küçük bir nazar boncuğunu masaya koydu.
Sonra lokumu uzattı.
Ardından çayı döktü.
Kurul üyeleri, bir an duraksadı. Çünkü evrenin en güçlü sistemi, “ikram” karşısında ne yapacağını bilemezdi. İkram, bir komut değildi. Bir açık da değildi. Bir şeyin “niyet” olduğunu bilgisayarlar anlamazdı.
Ama o anda, kurul salonunda garip bir şey oldu:
İlk kez “sertlik” değil, “yumuşaklık” kayıt altına alındı.
Kurul başkanı, çayı aldı. İçti. Tabii ki enrensel sentezleyici arayüzüyle kimyasal bir deney gibi sikko bir şeye döktü kazım çayı.
Ve çok tuhaf bir cümle kurdu:
“Bu… fena değil.”
Zx-41 hemen tabletine yazdı:
“ÜST KURUL ONAYI: ‘FENA DEĞİL’”
Başkan devam etti:
“Eğer bu protokol Dünya’ya özgüyse… Dünya ‘kültürel istisna’ olarak sınıflandırılabilir.”
Kazım göz kırptı. Sağ gözündeki ekran parladı. GÇR sevinçle bağırdı:
GÇR:
“Tebrikler! Evrenin kullanıcı sözleşmesine ‘misafir’ maddesi eklettiniz.
Daha önce bunu yapan tek canlı türü: Yok. Siz ilksiniz.”
Elbette burada kurulur başkanı babacan bir tavan takınarak yahu kardeşim gezegeninizde sürekli savaşlar oluyor birbirinizi öldürmekten bıkmadınz tabiatın anasını belledinniz. Olası tüm gelecek Senaryolarında gezegeniniz yıkımın eşiğine gidiyor
Önceki yüzyılda girdiğinkz nükleer savaşlar yüzünden çok fantastik formlara dönüştüünüz. Yesi cesdiniz mutant doğdu.
Allah’ın lütfuyla hadi dedik sentetik Cyborg ilmini size öğretelim.
Her Şey Çok Güzel Olacak Enstitüleri açtık lan biz kurtarılmaya değmez diye gördüğümüz gezegeninizin her yerine.
Sağına soluna bir bak Allah aşkına her tarafın titanyum götün başın ayrı oynuyor.
Sonra bir anda sinirlendi hulusi kent beni dönüştü kendini programlabilen madde formatında bembeyaz zeminden nasıl olduysa küçük pikseller halinde belirdi ve bildiğin Hulusi Kentmen oldu kurul başkanı.
Sonra bıyığını sıvazlarken robotik bir sesle “daha iyi bir rota hesaplanıyor” bildirimi duyuldu bir de bakmışsın Leyla ile Mecnun’daki İsmail abiye dönüştü Hulusi Kentmen pikselleri.
Tamam tamam inandım hadi hadi dünyanız birbirini yemeye devam etsin. Taam taam.
Bir göz kırpmalar bi replik ki çok fena…
“Gidin Allah’ınızdan bulun!” dedi mırıldanarak
Kurul başkanı eliyle havada bir şey imzaladı.
Gökyüzündeki geri sayım, bir anda durdu.
“SİLME İŞLEMİ İPTAL EDİLDİ.”
“YENİ STATÜ: DÜNYA – İKRAM PROTOKOLÜ UYGULANAN BÖLGE.”
Kazım derin bir nefes aldı.
Sonra, sanki çok normal bir iş yapmış gibi, “Hayırlı olsun,” dedi.
Zx-41 ciddiyetle başını salladı.
“Hayırlı olsun,” dedi.
Galaktik bürokratın ağzından “hayırlı olsun” çıkması, evrende küçük bir deprem daha yarattı ama kimse raporlamadı.
Sanayi sitesine döndüklerinde, gökyüzü yeniden maviye dönmüştü.
Tornacı yine konuşmaya başlamıştı.
Kaynakçı, maskesini bulmuştu.
Safiye Teyze, çay ocağının önünü süpürüyordu.
Kazım masaya oturdu. Sağ gözündeki yapılacaklar listesi güncellendi:
1. Safiye Teyze’ye “Allah razı olsun” de.
2. Üç tane simit daha al.
3. Evrenin kader ayarıyla oynama.
4. (Opsiyonel) Evrene “ikram” öğret.
Kazım gülümsedi.
“Evren,” dedi, “bazen sadece çaya ihtiyaç duyuyor.”
Safiye Teyze, tepsiyi bıraktı.
“Ula Kazım,” dedi, “senin yaptığın iş değil aslında… Senin yaptığın, insanlık.”
Kazım çayı aldı. Bir yudum içti.
Uzakta, çok uzakta, galaksinin bir köşesinde bir memur, bir form dolduruyordu:
FORM 88-Z: MUHABBET BAŞLATMA TALEBİ
Ve evren, ilk kez, kural dışı bir şeyin aslında evreni daha düzgün çalıştırdığını kabul ediyordu.
çok mükemmel çok akıcı emeğine sağlık başarıların devamını diliyoruz
YanıtlaSil