Sanayi sitesinin sabahı, evrenin başka hiçbir yerinde bulunmayan bir sesle başlardı: “Çaylar fişek beyleeer!” Bu sesin frekansını ölçseniz, muhtemelen “huzur” diye bir birime denk gelirdi. Ama kimse ölçmüyordu. Çünkü herkesin başka derdi vardı: biri rulman arıyordu, biri kaynak maskesinin camını kırmıştı, biri de hayatını bir daha asla düzene sokamayacağını düşünüyordu. Cyborg Kazım ise o sabah, “hayatını düzene sokma” işini pratik bir şekilde çözmüştü: Sağ kolunu (eski bir vinç kumandasıyla çalışan) masaya koydu, sol gözüyle (içinde küçük bir ekran olan) yapılacaklar listesini açtı. Ekranda şu yazıyordu: 1. Safiye Teyze’ye “kolay gelsin” de. 2. Üç tane simit al. 3. Evrenin kader ayarıyla oynama. Kazım üçüncü maddeye baktı. “Bak hele,” dedi kendi kendine, “bunu kim yazdıysa beni tanıyor.” Tam o sırada, tezgâhın arkasından Safiye Teyze belirdi. Başında yazması, elinde ince belli bir bardak. Çay öyle bir demliydi ki, bakınca geçmiş hayatınızla göz göze geliyordunuz. “Ula Ka...
Yorumlar
Yorum Gönder